Baş eğlence, tiyatro idi. Hayalhanei Osmani, Eğlencehanei Osmani gibi isimler taşıyan “dar koridorlu, dar localı, dar koltuklu, dar sandalyeli” bu mekanlar, Direklerarası’ndaki kahvehaneleri kiralayan “kumpanyalar”, tiyatro toplulukları tarafından oluşturulurdu. “Tuluat” denilen tiyatro tarzı, Kavuklu Hamdi, Abdürrezzak, Küçük İsmail, Şevki ve Kel Hasan gibi isimlerle, bu mekanlarda ölümsüzleşti.
1880′lerden sonra Şehzadebaşı semtinde, Direklerarası’nda, çeşitli tiyatro binaları yaptırıldı. Bunlar, Beyazıt yönünden gelirken solda üç ve sağda iki olmak üzere, beş taneydi.
Tiyatrolarda yerler dolunca, açıkta kalan halk, diğer eğlence mekanlarına koşardı. Geleneksel Karagöz’den kukla gösterisine, hokkabazdan pehlivan güreşine kadar, seçenekler çoktu! Ama tabii, hiçbir şey, tiyatro kumpanyalarının “kantocu kızlar”ı kadar etkileyici olamazdı!
Herkes merak ederdi, ‘Kantocu kızlar kimbilir yeni yeni ne havalar çıkarmışlar’ diye. Onların al, mor elbiseleri de pek dikkat çekici olur, Ramazan’dan sonra ünlü konakların harem dairelerinde, hep bu giysilerin öyküsü konuşulurdu.
“İstanbul Geceleri” adlı kitabında Samiha Ayverdi, Direklerarası’nın semti Şehzadebaşı’nın Ramazan gecelerindeki cümbüşlü halini, pek güzel anlatır: “Nereye ve niçin gidip geldiğini bilmez bir kalabalığın” dalgalandığı mekanlarda, Abdülhamit’in gizli polisi bile arzı endam eder. Ayverdi’nin deyişine göre, Fehim Paşa burada, “hafiye teşkilatına bağlı hususi bir şube” bile oluşturur. Çünkü devlet adamından külhanbeyine, Osmanlı’nın her tür insanı, geceyarısını iki üç saat geçesiye, hep buradadır!